Blues müziği, Amerika’nın en etkileyici müzik türlerinden biridir. Kökenleri 19. yüzyılın sonlarına dayanır ve özellikle Afrika kökenli Amerikalıların müzikal ve kültürel ifadelerinden doğmuştur. Bu müzik türü, genellikle kişisel acılar, kayıplar ve toplumsal adaletsizlikler gibi derin duygusal temaları işler. Blues’un temel yapısal özellikleri arasında belirgin bir ritmik yapı, belirli bir dizi akor ve karakteristik bir vokal stili bulunur. Bu müzik türü, zamanla caz, rock and roll ve hip hop gibi birçok modern müzik türünün temelini oluşturmuştur.

Blues’un geniş ve karmaşık tarihini tam anlamıyla kavramak, bu müzik türünün derin köklerine ve evrimine dikkatle bakmayı gerektirir. Blues, yalnızca bir müzik türü değil, aynı zamanda bir yaşam tarzı ve kültürel ifade biçimidir. Bu nedenle, blues müziğini incelerken, onun sosyal, ekonomik ve politik bağlamlarını da göz önünde bulundurmak önemlidir. Ayrıca, blues’un farklı coğrafi bölgelerde ve dönemlerde nasıl evrildiğini anlamak da bu müziğin tam olarak anlaşılmasına katkı sağlar. Blues müziği öğrenmek için eğitim videoları, CD’ler ve kitaplar gibi kaynaklar kullanmak pratik olsa da, bu kaynakların yerini gerçek müzikal deneyimler alamaz. Blues, doğaçlama bir müzik türüdür ve belirli bir müzisyeni taklit etmek, bireysel müzikal yaklaşımların gelişimini engelleyebilir. Bu nedenle, belirli bir noktadan sonra başkalarının stillerini bırakıp kendi tarzınızı denemeniz önerilir. Müzikal bir yenilikçi olup olmayacağınızı tahmin etmek zor olabilir, ancak kendi şarkılarınızı çalmanın ve düzenlemenin büyük bir keyfi vardır.

Documenting the Blues in the Mississippi Delta - The New York Times

Blues’un Kökleri

Blues’un kökenleri 1890’lara, muhtemelen Mississippi’ye kadar uzanır. Bu müzik türünün müzikal unsurları, birçok Afrika özelliğini bünyesinde barındırır. Erken dönem blues şarkılarının sözleri, genellikle şarkıcının ruh halini ve anılarını yansıtan bilinç akışı tarzında yazılmıştır. Blues’un ilk örnekleri muhtemelen enstrümansızdı, ancak zamanla gitar en popüler eşlik aracı haline geldi. Blues, ilhamını spiritüel şarkılar, iş şarkıları ve halk türküleri gibi çeşitli siyah popüler müzik tarzlarından almıştır. Eğitimli siyah müzisyenler, 1910’dan sonra blues’un yapısını daha da formalize ettiler ve birçok yapılandırılmış ve pop odaklı şarkılar, profesyonel kadın sanatçılar tarafından seslendirildi​.

1920’ler: Klasik ve Kırsal Blues’un Belgelenmiş Başlangıçları

1920’ler, klasik ve kırsal blues’un belgelenmiş başlangıçlarının olduğu bir dönemi temsil eder. Bu dönemde, blues müziği önemli bir dönüşüm geçirdi ve birçok ilk bu dönemde yaşandı. 1919’da 18. Değişiklik’in yürürlüğe girmesiyle alkol satışı ve tüketimi yasaklandı ve bu durum, müzisyenlerin, dansçıların ve diğer performans sanatçılarının sıklıkla çalıştığı yasadışı barlar ve kulüplerin ortaya çıkmasına yol açtı. 1920’de Mamie Smith’in Okeh için yaptığı kayıtlar, Crazy Blues’un ilk hit blues kaydı olmasıyla tarihe geçti. Bu, Afro-Amerikan sanatçıların ticari kayıtlara geçişinin önünü açtı ve blues müziğinin popülerlik kazanmasında önemli bir adım oldu .

Mamie Smith: Queen of the Blues in Cincinnati Music Hall - Friends of Music Hall

1923’te Bessie Smith’in ilk kaydı yayınlandı ve Ralph Peer, Atlanta, Georgia’da stüdyo dışında “saha” kayıtları yapmaya başladı. 1924’te Ma Rainey ve erkek blues şarkıcıları Papa Charlie Jackson ve Ed Andrews’un ilk kayıtları yayınlandı. 1925’te Blind Lemon Jefferson’un ilk kaydı yapıldı ve o, 1920’lerin sonlarında baskın bir blues sanatçısı haline geldi. Elektriksel kayıt teknolojisinin (mikrofon kullanımı) tanıtılmasıyla, kayıt kalitesi önemli ölçüde arttı .

Papa Charlie Jackson Vol. 1 (1924-1926)

Bu dönemde kaydedilen blues şarkıcıları genellikle kabare şarkıcıları ve profesyonel performans sanatçılarıydı. Bu sanatçılar, Clarence Williams ve Perry Bradford gibi söz yazarları ve girişimciler tarafından sağlanan materyalleri kullandılar. Kayıtlar genellikle küçük caz grupları tarafından eşlik edildi ve bu gruplarda kornet, klarnet ve banjo gibi enstrümanlar yer aldı. Ma Rainey gibi daha kırsal kökenli şarkıcılar, jug band veya gitaristler ile çalışarak blues’un kökenlerini yakalamaya çalıştı .

Bu dönemde birçok kadın blues sanatçısı kayıt yapma şansı buldu, ancak bir düzine kadar sanatçı, çoklu kayıtlar yaparak, geniş çapta turlar düzenleyerek ve büyük satışlar elde ederek öne çıktı. Bu klasik blues şarkıcıları arasında Ma Rainey ve Bessie Smith en baskın figürlerdi. Diğer yetenekli ikinci derece sanatçılar arasında Lucille Bogan, Ida Cox, Alberta Hunter, Victoria Spivey ve Sippie Wallace bulunuyordu. Bu sanatçılar arasında, birçoğu kendi materyallerini yazdı. Ma Rainey, kendi şarkılarının büyük bir yüzdesini yazdı ve Cox, Hunter ve Spivey yazar olarak tanındı .

Folk Blues: 1920-1940

1920-1940 yılları arasında folk blues, genellikle seyahat eden şarkıcılar tarafından icra edilen ve kırsal kesimde dinleyiciler bulan bir tür olarak öne çıktı. Bu dönemde, Daddy Stovepipe ve Papa Charlie Jackson gibi sanatçılar ilk kayıtlarını yaparak blues müziğinin bu alt türünü belgelediler. Blind Lemon Jefferson’ın 1926’daki kayıtları, dönemin en etkili blues kayıtları arasında yer aldı. Büyük Buhran ve İkinci Dünya Savaşı’nın başlangıcı gibi önemli tarihsel olaylar, bu dönemde blues müziğinin gelişimini de etkiledi​.

This is DADDY STOVEPIPE... - Why I Love National Guitars | Facebook

Afrika Kökenli Amerikan Müzik Tarzları

1920’deki ilk popüler blues kayıtları, klasik blues olarak adlandırılan müzikten birçok açıdan farklıdır. 1920’lerde mevcut olan Afrika kökenli Amerikan müzik tarzları şunları içeriyordu:

  • Geleneksel Çığlıklar: İş sırasında söylenen, eşliksiz çalışma şarkıları.
  • Çalışma Şarkıları: Aynı şekilde, ancak bireyler yerine gruplar tarafından söylenen şarkılar.
  • Halk veya “Down Home” Blues: Genellikle gezici şarkıcılar tarafından gitar eşliğinde kırsal bir dinleyici kitlesi için icra edilen blues şarkıları.
  • Kutsal Blues: Blues melodilerini ve enstrümantal tekniklerini kullanan, ancak dini sözlere sahip şarkılar.
  • Ragtime: Başlangıçta piyano veya banjo ile çalınan, sonrasında gitarın banjonun yerini aldığı enstrümantal müzik.
  • Hokum ve Jug Band Müziği: Jug veya yıkama leğeni bası, banjo, banjo-mandolin, keman ve kazo gibi ev yapımı enstrümanları kullanan müzik. Bu müzik, ragtime’ın basit bir versiyonu olup blues unsurlarını da içeriyordu.
  • Klasik Blues: Blues ile vodvil-tiyatro müzik tarzlarının bir evliliği, kadınlar tarafından söylenen şarkılar.
  • Caz: Genellikle Afrikalı Amerikalılar tarafından icra edilen senkoplu grup müziği, ancak bazı beyaz sanatçılar da vardı.
  • İlahi: Kiliselerde ve siyah korolar tarafından sahnelenen dini şarkılar.
  • String Band Müziği: Hem ragtime hem de country müzikten etkilenen bu müzik, hem beyaz hem de siyah dinleyiciler için profesyonel siyah müzisyenler tarafından icra edilirdi.

Bu dönemdeki müzisyenler, genellikle bu tarzların bir karışımını icra ediyordu. Örneğin, Mississippi’deki Chatmon Kardeşler gibi müzisyenler, jug band müziği, string band müziği, blues, ragtime ve caz etkili parçalar çalarlardı​​.

Neden Klasik Blues Halk Blues’undan Önce Kaydedildi?

Plak şirketleri başlangıçta siyah müziğe yönelik bir talep olup olmadığını bilmiyordu. Siyahların fonograf satın alacak kadar zengin olmadıklarını ve düzenli olarak plak satın alacaklarını sanmıyorlardı. Ancak, zamanla halk blues’u da popülerlik kazandı ve Blind Lemon Jefferson, Charley Patton, Robert Johnson gibi önemli sanatçılar kaydedildi. Özellikle Robert Johnson’ın hayatı, müziği, tartışmaları ve efsanesi büyük bir etki yarattı​.

PATTON,CHARLIE - Best of Charley Patton - Amazon.com Music

Ritim ve Blues ve Elektrik Blues’un Başlangıcı: 1940-1960

1940 ile 1960 yılları arasında, blues müziği önemli evrimsel değişiklikler geçirdi ve yeni alt türlerin ortaya çıkışına sahne oldu. Chicago blues, bu dönemde büyük bir dönüşüm geçirdi. Başlangıçta piyano ve basın eklenmesiyle genişleyen Chicago blues, 1945’ten itibaren elektrik gitar ve amplifiye harmonikanın kullanılmaya başlanmasıyla karakterize edildi. Elektrik gitarın ve amplifiye harmonikanın kullanımı, blues müziğine yeni bir enerji ve yoğunluk katmış, aynı zamanda daha geniş kitlelere ulaşmasını sağlamıştır.

Bu dönemde, Louis Jordan gibi sanatçılar ritim ve blues (R&B) türünün gelişiminde öncü oldular. Jordan, 1940’ların sonlarında ve 1950’lerin başlarında R&B kayıtları yaparak beyaz dinleyicilere ulaşmayı başardı. Jordan’ın başarısı, R&B’nin popülerliğini artırdı ve blues’un geniş bir dinleyici kitlesine yayılmasına katkıda bulundu. R&B, blues müziğinin temel unsurlarını korurken, daha ritmik ve dans edilebilir bir tarz sunarak ticari başarısını artırdı.

The Very Best Of Louis Jordan (180g Vinyl LP) | Not Now Music

İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesiyle birlikte, bağımsız plak şirketlerinin ortaya çıkışı blues müziğinin yayılmasında önemli bir rol oynadı. Bu şirketler, büyük plak şirketlerinin ilgilenmediği blues sanatçılarına kayıt yapma fırsatı sundu. Özellikle Chicago’daki Chess Records, blues müziğinin tanınmasında büyük katkı sağladı. Muddy Waters, Howlin’ Wolf ve Little Walter gibi sanatçılar, Chess Records aracılığıyla geniş kitlelere ulaştı. Bu sanatçılar, elektrik blues’un temel taşlarını oluşturan isimler haline geldiler.

1940’ların sonlarına doğru, blues sanatçıları Amerika’nın kuzey şehirlerine göç etmeye başladı. Bu göç, özellikle Chicago ve Detroit gibi endüstriyel şehirlerde yoğunlaştı ve burada elektrik blues’un gelişimi hızlandı. Elektrik blues, özellikle şehirlerde yaşayan işçi sınıfı Afro-Amerikan toplulukları arasında büyük bir popülerlik kazandı. Bu dönemde, Muddy Waters gibi sanatçılar, Delta blues’un geleneksel unsurlarını elektrik enstrümanlarla birleştirerek yeni bir sound yarattılar.

Muddy Waters – Sweet Home Chicago (Vinyl) - Discogs

1950’lerin ortalarına gelindiğinde, rock and roll müziği Amerikan radyo dalgalarını sarmış ve popüler müzik sahnesinde önemli bir yer edinmişti. Rock and roll’un yükselişi, blues müziğinin etkisini daha da genişletti. Elvis Presley, Chuck Berry ve Little Richard gibi rock and roll sanatçıları, müziklerinde blues unsurlarını kullanarak bu müzik türünün popülerleşmesine katkıda bulundular. Bu sanatçılar, blues’u genç beyaz dinleyici kitlesiyle tanıştırarak müziğin evriminde önemli bir rol oynadılar.

Bu dönemde ayrıca, blues müziğinin Avrupa’da da popülerlik kazanmaya başladığı görüldü. İngiltere’de blues müziğine ilgi duyan genç müzisyenler, 1960’ların başlarında British Blues Boom adı verilen bir hareketin ortaya çıkmasına neden oldular. The Rolling Stones, The Yardbirds ve John Mayall’s Bluesbreakers gibi gruplar, Amerikan blues müziğini kendi tarzlarına uyarlayarak büyük bir başarı elde ettiler. Bu hareket, blues müziğinin uluslararası alanda tanınmasına ve takdir edilmesine katkı sağladı.

The Yardbirds – Ultimate Music Guide

Blues’un Yeniden Canlanması: 1960-1980

1960-1980 yılları arasında blues müziği, birkaç farklı ama ilişkili hareketle Amerikan popüler müziğinde yeniden önem kazandı. 1940’ların sonlarında başlayan folk müzik canlanması, akustik blues sanatçılarına yeniden ilgi duyulmasını sağladı. Bu canlanma, 1920’ler ve 1930’lardaki blues sanatçılarını yeniden keşfetmek ve onları müzik yapmaya teşvik etmek için yeni bir nesil akademisyenleri harekete geçirdi. Bu dönemde blues, hem Amerika’da hem de dünya genelinde yeniden popüler hale geldi​.

Bu dönemde blues müzisyenleri Avrupa’da turneye çıkmaya başladı ve bu, yerel caz kulüpleri tarafından desteklendi. Bu turneler, genç Avrupalı müzisyenlerin blues müziğine ilgi duymasını sağladı. Özellikle Londra’da bir araya gelen genç müzisyenler, şarkıları ve gitar ezgilerini paylaşarak blues müziğine olan ilgilerini artırdılar. Bu müzisyenler arasında The Rolling Stones ve The Yardbirds gibi gruplar bulunuyordu ve bu gruplar blues’u Amerika’ya geri getirdiler. Aynı zamanda Amerika’da soul müziğinin popülaritesinin artması, blues estetiğinin yeniden tanıtılmasına yardımcı oldu. Chicago’da ise blues kulüpleri, Muddy Waters ve Howlin’ Wolf gibi eski müzisyenlerin yeni nesil oyunculara rehberlik ettiği yerler olarak faaliyet göstermeye devam etti​.

Blues’un yeniden canlanmasının bir diğer önemli unsuru, 1950’lerin sonlarında başlayan folk müziği canlanmasıydı. Rock and roll’un Amerika’daki popüler müziği domine ettiği bu dönemde, Buddy Holly’nin uçak kazasında ölmesi ve Jerry Lee Lewis’in skandal evliliği gibi olaylar rock and roll’un etkisini azalttı. Bu durum, blues müziğinin yeniden dikkat çekmesine yol açtı. Folk müziği canlanması sırasında blues, birçok genç beyaz müzisyenin ilgisini çekti. New York’ta Gary Davis, Brownie McGhee ve Sonny Terry gibi sanatçılar, genç beyaz blues meraklılarının ilgi odağı haline geldi ve bu sanatçılar birçok beyaz öğrencinin eğitmeni oldu​.

Blues’un yeniden canlanmasının üçüncü ana unsuru, blues’un bilimsel araştırmalara konu olması ve birçok önemli blues sanatçısının yeniden keşfedilmesiydi. 1960’larda, 1920’ler ve 1930’larda kayıt yapan ve blues plak pazarının kurumasıyla sahneden çekilen birçok önemli blues şarkıcısı yeniden keşfedildi. Ayrıca, Samuel Charters’ın 1959’da yayımladığı “The Country Blues” kitabı ile blues, Amerikan halk müziğinin küçük bir parçası olarak görülmekten çıkıp, kendi başına bir araştırma konusu haline geldi. Bu dönemde birçok genç beyaz blues sanatçısı da ortaya çıktı ve blues müziğinin yeniden popülerleşmesine katkıda bulundu​.

The Country Blues by Samuel Charters | Goodreads

Yeni Nesil Blues Sanatçıları: 1980-Günümüz

1980’lerden günümüze kadar olan dönemde, blues müziği yeni nesil sanatçılarla yaşamaya devam etti. Bu sanatçılar, blues’un temel unsurlarını koruyarak, kendi özgün stillerini ve modern unsurları da müziklerine dahil ettiler. Bu dönemde, blues müziği hem geleneksel köklerine sadık kalmış hem de yenilikçi yaklaşımlarla evrim geçirmiştir. Bu dönemde, daha genç ve çoğunlukla siyahi sanatçılar blues’un köklerine dönerek bu müzik türünü yeniden canlandırma çabası içine girdiler. Özellikle 1990’ların ortalarından itibaren bu genç sanatçılar, hem eski blues şarkılarını hem de kendi bestelerini icra ederek blues müziğinin temel tarzını yeniden yakalamaya çalıştılar.

Bu dönemde öne çıkan sanatçılar arasında Eric Bibb, Guy Davis, Ben Harper, Corey Harris, Alvin Youngblood Hart, Keb’ Mo’ ve Otis Taylor gibi isimler bulunuyor. Bu sanatçılar, genellikle akustik müzik tarzlarına ağırlık verdiler ve blues’un köklerine sadık kaldılar. Eric Bibb, New Yorklu bir müzisyen olarak yetişti ve müziğinde gospel ve R&B etkilerini de barındırıyor. Bibb’in babası Leon Bibb, 1950’ler ve 1960’larda popüler bir folk şarkıcısıydı ve Eric Bibb, Pete Seeger ve Bob Dylan gibi sanatçılarla büyüdü .

Eric Bibb presents newest album Live At The Scala Theatre

Corey Harris ise Denver doğumlu olup, Maine’de üniversite eğitimi aldıktan sonra Afrika’da Afrika dillerini inceleyerek blues’un Afrikalı kökenlerine olan ilgisini sürdürdü. Harris, Blind Lemon Jefferson, Memphis Minnie ve Son House gibi eski sanatçıların şarkılarını da kaydetti .

Ben Harper, müziğinde rock öğelerine de yer vererek Dave Matthews Band gibi grupların açılış performanslarını gerçekleştirdi ve kendine has bir stil geliştirdi. Keb’ Mo’ ise çok yönlü bir müzik geçmişine sahip olup, R&B odaklı çalışmalarıyla dikkat çekti. Robert Johnson’ın şarkılarının yanı sıra kendi bestelerini de kaydetti .

American Blues (2003, Digipak, CD) - Discogs

Bu yeni nesil sanatçılar, blues müziğinin evriminde önemli bir rol oynadılar ve köklere sadık kalarak bu müziği modern izleyici kitlesiyle buluşturdular. 2000’li yılların başında, blues müziğine olan ilgi yeniden canlandı ve Amerika Birleşik Devletleri Kongresi 2003 yılını “Blues Yılı” ilan etti. Martin Scorsese’nin yönettiği belgesel filmler serisi ve birçok radyo programı blues müziğinin daha geniş kitlelere ulaşmasına katkıda bulundu .

The Blues - Trailer: A Musical Journey

Kaynak:
1. Blues – The Basics – Dick Weissman

Trending